JPEG - 35.9 kb

Konuyu konuşmak üzere seçilen ibare “C” ile başlamakta, ancak, pek telaffuz edilmemektedir. Çünkü verilen bu “C” rumuzu, Washington koridorlarından, Beyaz Sarayın, Mısırda meydana gelem askeri darbe konusundaki pozisyonunu tanımlamaktadır. Beyaz Saray, genel anlamda, Mısır’da “iktidar boşluğu” ibaresini kullanarak, şiddet uygulamalarını kınadığını açıklamış ve meydana gelen olaylardan şaşırdığını da ifade etmiştir.

Pentagondaki askeri yetkililer, ABD Savunma Bakanı Chuck Hagel’in, Mısır’daki meslektaşı ve Genel Kurmay Başkanı General Abdülfettah el-Sisi ile sürekli “yakın temas” halinde olduğundan eminler. Pentagon’un güven duyduğu adam, ABD’de, Carlisle Army War College’de (Pensilvanya’da Askeri Akademi) uzmanlık eğitimi tamamlamış, askeri istihbarat şefi, İsrail’in de esas olarak muhatap aldığı bir şahsiyet olan El-Sisi, yaklaşık olarak bir önce devrik Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi tarafından Savun Bakanlığı ve Genel Kurmay Başkanlığı görevine getirilmiştir.

General El-Sisi, beş ay önce, 11 Şubat tarihinde, CentCom Şefi (ABD Merkezi Komutanlığı) General James Mattis tarafından, bu Merkezin, özellikle Gazze olayları başta olmak üzere, “Ortadoğu’da istikrar sağlayıcı bir etkisi” olması nedeniyle davet edilmiştir. ABD’nin Kahire Büyükelçisi Anne Patterson’un da katıldığı bu toplantının gündeminde, Mısır’da herhangi bir “siyasi istikrarsızlığın” meydana gelmesi halinde “ABD-Mısır askeri işbirliği” konuları görüşülmüştür.

Washington, bu döneme paralel olarak, 20 adet F-16 savaş uçağı, 200 adet M1A1 ağır zırhlı tankın (lisanslı olarak Mısır’da üretimi yapılan) temin edileceğini bildirmiştir. ABD tarafından 1979 yılından beri Mısır Ordusuna sağlanan yıllık 1,5 milyar dolar asker finansman sayesinde (ancak, İsrail’e verilen finansmandan daha düşük bir miktar), Mısır askeri güçleri, dünya sıralamasına göre, 4. sırada F-16 uçak filosuna (240) ve 7. sırada saldırı tankları (4000) filosuna sahip olmuştur.

ABD’nin Mısır’daki esas askeri nüfuz kaldıracı böylece meydana getirilmiştir: Aynı zamanda ekonomik güç olarak kolları bulunan, hiyerarşinin tepesinde yer alan bir askeri kast oluşturulmuştur. Bu askeri kast, ABD’nin çıkarları doğrultusunda, 30 yıldan fazla bir zamanda Hüsnü Mübarek rejimine destek vermiştir. Mısır halkı ayaklanıp, sokaklara döküldüğü ve Mübarek rejimi yıkıldığı zaman, Obama yönetiminin istediği “gerekli düzenlemeleri yapmış, barışçıl geçiş dönemini yönetmiş”, Mısırdaki ayaklanmalarda ilk saflarda yer alan laik güçleri nötralize temek amacıyla, Müslüman Kardeşlerin temsilcisi Muhammed Mursi’nin iktidara yükselmesini sağlamıştır. Mursi yönetiminin laik muhalefeti ve bir isyancı hareket olan Tamarrod hareketini provoke ettiği zaman, Mursi’yi yalnız bırakmıştır.

ABD’nin, Mısır’daki başka bir nüfuz kaldıracı ise ekonomidir. Mübarek yönetiminin, Washington’un istediği özelleştirme tedbirleri aldığı, gerekli mevzuat düzenlemeleri yaptığı ve çok uluslu şirketlere kapıları sonuna kadar açtığından beri, Mısır bir yandan, petrol, doğalgaz ve mamul mal kalemlerinde büyük bir ihracatçı ülke iken, diğer yandan,35 milyar dolar dış borçlanma yapmıştır. Yıllık olarak bir milyar dolar borç faizi ödemesini yapabilmek amacıyla ABD’den, IMF’den ve Körfez Monarşilerinden “kredi” almaya bağımlı kalmıştır. 85 milyonluk nüfusun bulunduğu ve yaklaşık olarak yarısının fakirlik koşullarında yaşadığı ülke olan Mısır’da, çoğunluğu oluşturan halkın boynuna borç kementti geçirilmiştir. Mısır halkının isyan etmesinin, gerçek anlamda siyasal eve ekonomik demokrasi mücadelesini vermesinin derinliklerinden yatan duygu işte bu koşulların sonucunda ortaya çıkmıştır. Askeri hiyerarşide yer alan kişiler, her defasında, halkın isteğinin yerine getirileceği garantörü şeklinde, aslında toplumsal itiraz hareketine gem vurmak üzere sahneye çıkmışlardır.

Mısırdaki askeri hiyerarşi kademeleri ABD ve Batılı ülkelerin çıkarlarını gözetleyen gerçek anlamda iktidar sahipleridir. Mısırda başlanmış olan bu isyan hareketi, halk güçleri; laik veya dini bir yapılanma olsun, Mısır’ın kapılarını bağımsızlığa ve sosyal gelişmeye açtıkları, ülkeleri üzerine bir kâbus gibi çöken bu neo-kolonyal bağı köklerinden koparıp attıkları zaman ancak bir devrim olacaktır.

Kaynak
Il Manifesto (İtalya)