JPEG - 33.8 kb

Çariçe II. Katerina modern Rusya’yı inşa etmek için başkenti Sen Petersburg’u dünyanın bir numaralı kültür merkezi haline getirmeye karar verir. Ülkesini Hıristiyan Ortodoks kültür temeli üzerinde yapılandırarak, Fransız dilinin kullanımını yaygınlaştırır ve Katolik, Protestan ya da Ortodoks ve hatta Müslüman olsun en ünlü Avrupalı aydın ve sanatçıları sarayına davet eder. Osmanlı İmparatorluğunun hoşgörüsüzlüğü karşısında Ortadoğu’da Hıristiyanlığın gerilemesinin Ortodoksluk, dolayısıyla Rusya için temsil ettiği kültürel kaybın farkında olarak Sultan’a karşı savaşa girer. Kırım’ı ilhak eder, Karadeniz’i bir Ortodoks denizine dönüştürür ve Beyrut’u alarak, Büyük Suriye’yi kurtarmaya başlar [1]. Bu sırada « Büyük Suriye’nin Rusya’nın evinin anahtarıdır » der.

Bu düş Fransızlar ve İngilizler tarafından Kırım Savaşı (1853) sırasında ve daha da çok Ortodoksluğun Rusya’daki yerini reddeden Bolşevikler tarafından kabul edilmez. 1918’de Lenin’i destekleyen silah kaçakçısı Alexandre Parvus hesabına Mustafa Kemal Atatürk oyununu oynarlar. Büyük Katerina’nın düşünün gerçekleşmeye başlaması için 2017’yi beklemesi gerekecekti. Devlet Başkanı Putin de Kırım’ı ilhak etmiş ve Suriye’yi Osmanlı İmparatorluğundan değil, ama Fransızlar, İngilizler ve ABD’lilerin desteklediği cihatçılardan kurtarmıştır. Rusya, dinleri ne olursa olsun, Nil kıyılarından Elburz Dağına kadar bütün halklarını koruyan bir güç haline gelmiştir.

Soçi zirvesi Rusya’nın genişletilmiş Ortadoğu’daki rolüne işaret ediyor. Bundan böyle İran, Suriye ve Türkiye’yi himaye eden güçtür; bu son iki devlet 1991’de geçtikleri Washington kampından, 2017’de Moskova’nınkine geçmiştir.

Ortodoks kültürünün uyanışı Avrupa’da önemli sonuçlar doğuracaktır. Kıta tarihsel olarak Batı’da bir Katolik ve Protestan ve Doğu’da Ortodoks bölge olmak üzere bölünmüştür. Batı’da Tanrıyla tartışıp pazarlık yapılırken, Doğu’da ona hayran olunarak yüceliğine teslim olunmuştur. Batı’daki aile yapıları daha eşitliksiz iken, Doğu’da daha eşitlikçidir. X.yüzyıldan beri bu kültürel farklılık Avrupa’yı bölmektedir. Soğuk Savaş süresince, Ortodoks Yunanistan NATO’ya bağlanırken ve Katolik Polonya Varşova Paktına dahilken « Demir Perde » bu bölünmeyi dikkate almıyordu. Bugün Avrupa Birliğinin genişlemesi öncelikli olarak Ortodoks kültüre sahip ülkelere Batı Avrupalı modeli dayatmayı hedeflemektedir. Daha bugünden Avrupa Birliğinin dağılışını ve Sen Petersburg’un açık kültür modelinin zaferini öngörebiliriz.

Doğu Hıristiyanları kendilerini Avrupalılar arasındaki kültürel farklılıklarla hiçbir zaman ilgili görmemiş, ama Avrupalılar onları her zaman ya Katolikler ya da Ortodokslar gibi algılamışlardır. Bu nedenle Fransa, 1948’den başlayarak Suriye’deki Katolikleri ve Marunileri Cezayir’e nakletmeyi, Ortodoksları ise ortadan kaldırmayı tasarlamıştır. Paris, bu Roma’ya sadık Hıristiyan Arapları Müslüman Cezayirlileri denetlemek için kullanmayı düşünüyordu. Başaramayınca yerel Yahudileri destekleyip (Crémieux Kararnamesi) onlara bu görevi verme kararı (1870) verirler. Daha da yakın zamanda, Irak ve Suriye savaşları sırasında, Batı Avrupalılar çok sayıda Doğu Hıristiyan’ına kapılarını açarlar ama gerçekte bunlar hiçbir zaman Ortodokslar olmamış sadece Katolikler olmuştur.

Devlet Başkanı Putin’in eseri Suriye için, herkese tek tip kültürel modellerini dayatmak isteyen cihatçılar deneyiminden sonra kendi temellerine geri dönme fırsatıdır. Suriye ancak istisnasız olarak tüm halklarını gözettiği zaman büyüktür. Başlangıç Vladimir Putin Soçi’de bir « Suriye Halkları Kongresi » düzenlemeyi düşünüyordu. En sonunda Suriye’de, Rusya’dan farklı olarak hiçbir topluluğun kendine ait toprakları yoktur, tümü tek vatanları üzerinde birbiriyle karışmış şekilde yaşamaktadırlar. Dolayısıyla bu bir « Suriye diyalog Kongresi » olacaktır.

Çeviri
Osman Soysal
Kaynak
El-Vatan (Suriye)

[1] Beyrut, Kudüs gibi tarihsel Suriye’nin parçasıdırlar. Lübnan ancak Birinci Dünya Savaşı sırasında Sykes-Picot anlaşmasıyla kuruldu. İsrail için ilk adım bir süre sonra Balfur Deklarasyonuyla atıldı ve 1948’de kuruldu.