Bu makale Gözlerimizin Önünde kitabından alıntılanmıştır.
Bakınız İçindekiler.

27 - « Kırmızı çizgi »

Mayıs 2013’te, NATO, halkın % 70’inin Devlet Başkanı Esad’ı desteklediğini gösteren bir raporu üyelerine dağıtır. Halkın % 20’si isyancıları desteklemektedir ve % 10’u ise kararsızdır [1]. Paris ve Ankara, baştaki plana geri dönülemeyeceği ve Suriye bombalanmazsa zafere ulaşılmayacağı sonucuna varırlar. Washington üzerinde baskı uygulamak için bir şeyler yapmak gerekmektedir.

21 Ağustos’ta, Şam’ın banliyösünde, cihatçıların denetiminde bulunan Guta adlı bölgede Suriyeli sivillere yönelik bir kimyasal saldırı gerçekleştirilir. İzleyen saatlerde Suriye Arap Cumhuriyetini saldırının sorumlusu olarak göstermek için devasa bir iletişim makinesi harekete geçirilir. Saldırı, Başkan Obama’nın belirlediği « kırmızı çizginin » aşılması anlamına gelecektir. Batılılar başkenti bombalayarak « rejimi cezalandırmaya » hazırlanmaktadırlar.

Suriye hükümeti bütün suçlamaları reddeder ve 23 Mayıs’ta Türk Polisinin Adana’da büyük bir sarin gazı stokuna sahip 11 cihatçıyı yakaladığını hatırlatır. Grubun lideri Hitam Kassap Suriyeli olsa da, diğerleri Türk vatandaşıdır [2]. Ayrıca bizzat Özgür Suriye Ordusu küçük bir kimyasal silah üretim laboratuarının görüntülerini yayınlamış ve Nusayrileri gazla öldürmekle tehdit etmiştir [3].

JPEG - 15.6 kb
ÖSO, Guta olayından daha önce yayınlanan bir görüntü kaydında, kimyasal silahlarını sergilemiş ve tüm Nusayrileri fareler gibi gazlamakla suçlamıştı.

Guta’daki olgular ihtiyatla yaklaşmayı gerektirmektedir: ABD gizli servisleri önceki dört gün süresince Suriye Arap Ordusunu gazı hazırlarken gözlemlediklerini –müdahale etmeksizin- söylerler… Muhalefet video görüntülerini yayınlar ancak aralarından birinin YouTube tarafından kaydedilen tarih ve saati (Kaliforniya saatiyle) Şam’da gün doğumundan öncesine denk gelmektedir oysa çekimler gün ışığında gerçekleştirilmiştir [4]. ABD’nin tespit ettiği 1 429 kişi arasındaki kurbanlar ya çocuk –tümü aynı yaşta- ya da erkektirler, aralarında sadece iki kadın yer almaktadır. Ölü çocukların gerçekte bundan birkaç hafta önce cihatçılar tarafından kaçırılan Nusayri çocukları olduğu ortaya çıkar. Resmen sahada olmasalar da Fransa ve Birleşik Krallık olay yerinden numune aldıklarını ve bunları hemen analiz ettiklerini belirtirler. Ancak sorun şu ki bilinen tek analiz yönteminin uygulanabilmesi için en az on gün gerekmektedir.

JPEG - 46.1 kb
Guta’da öldürülen tüm çocuklar aynı yaştaydı.

Fransız ve İngiliz istihbarat servislerine göre [5], Suriye Ordusunun kimyasal silah kullandığı, subaylar arasındaki telefon dinleme kayıtları tarafından doğrulanmaktadır. Ama bu dinleme kayıtlarının İsraillilerce gerçekleştirildiği ortaya çıkar [6]. Çok hızlı bir şekilde, Fransız askeri istihbaratının ihtiyatlı davrandığı ortaya çıkar. Fransız Savunma Bakanlığı tarafından dağıtılan Sentez Notu onun tarafından yayınlanmamıştır. Notu yazan Bakanın İsrail-Fransız çifte vatandaşlığına sahip danışmanı Sacha Mandel’dir.

Temelde, kimyasal silah kullanımının neden bir « kırmızı çizgi » oluşturacağını anlayamıyoruz. Onu diğer « kitlesel imha silahlarından » ayıran nedir? Kimyasal Silahların Yasaklanması Anlaşması’na imza atan ABD, 2003 yılında Bağdat’ın hurma bahçelerinde bizzat kendi attığı imzayı ihlal ederken, bu anlaşmaya imza atmamış olan Suriye’yi bunu kullanmakla neden suçlamaktadır? [7]

Birinci Dünya Savaşı sırasında kimyasal silahlar ortaya çıktığında, şaşkınlık yarattılar ve bu yüzden çok ölümcül olmuşlardır. Bu arada devletler kısa sürede buna karşı koymanın yolunu buldular ve bu nedenle İkinci Dünya Savaşı sırasında taraflardan hiçbiri bunları önemli oranda kullanmamıştır. Ortadoğu’da İsrail, kendisiyle birlikte Mısır ve Suriye’yi de sürükleyerek anlaşmayı imzalamamıştır. 1985 ila 1994 yılları arasında İsrail, Güney Afrika’da ırk özelliklerine göre seçici silahlar yaratmayı hedefleyen araştırmaları finanse eder. Sadece siyahileri ya da Arapları öldüren ama Yahudi halkına zarar vermeyen toksik etkenlerin belirlenmesi söz konusudur. Araştırmalar Devlet Başkanı Peter Botha’nın kardiyologu Albay Wounter Basson yönetiminde gerçekleştirilir. Bilimsel açıdan çok da olanaksızmış gibi görünen araştırmaların başarıyla sonuçlanıp sonuçlanmadıklarını bilmiyoruz. Deneyler sırasında kobay olarak kullanılan binlerce insan yaşamını kaybetmiştir [8].

JPEG - 26.2 kb
Daha sonraları Nobel Barış Ödülü’ne layık görülecek olan İzak Rabin (o zamanlar İsrail Başbakanı olan) Güney Afrika Cumhuriyeti’ne onun adına kimyasal ve biyolojik silah araştırmaları yapma işini emanet etmişti. Dr. Wouter Basson, sadece siyahileri ve Arapları öldüren bir hastalık üzerinde araştırma yapılması önerisinde bulunur. Apartheid rejiminin sona ermesine dek bu programı sürdürür.

İngiliz gizli servisleri vakit kaybetmeden daha üst düzey gözlemlerde bulunurlar ve Başbakan David Cameron’u bu sahte bayrak operasyonu konusunda uyarırlar. Suriye televizyonu cihatçıların şoförüne ait görüntüler yayınlar. Türkiye’ye gittiğini ve bir Türk kışlasından zehir başlıklı havan topu mermilerini aldığını ve ardından bunları gizlice Şam’a naklettiğini doğrular.

Rus Basınının sorularını yanıtlayan Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad şu yanıtı verir: « ABD, Batı ve diğer ülke siyasetçilerinin yaptıkları açıklamalar en iyimser haliyle kendi kamuoylarına yönelik bir hakaret ve küçümseme ifadesidir. Bu bir saçmalıktır: önce suçluyorlar, sonra da kanıtları bir araya getiriyorlar (…) Bu tür suçlamalar tamamen siyasidir, hükümet güçlerinin teröristler karşısında kaydettiği zafer dizisine yanıt verme amaçlıdır ».

François Hollande’a gelince, yüksek ve güçlü bir sesle vicdanının ona Şam’ı « vurmayı » emrettiğini haykırmaktadır. Bunun için, Charles De Gaulle’ün ve Georges Bidault’un geçici hükümeti süresince, Mayıs 1945 ve Kasım 1946’da kendi inisiyatifiyle Setif, Guelma ve Kerrata’yı (Cezayir), ardından Şam (Suriye) ve son olarak da Hay Fong’u (Hindi Çini/Vietnam) bombalayan Sömürge Partisinin yolundan ilerler. General Fernand Olive, bağımsızlıktan hemen sonra, askerlerini geri çekeceği sırada, sırf kızgınlığını göstermek için Şam’a saldırır. Bin yıllık kapalı çarşının (bugün Halep’te yapıldığı gibi) ve kabul etmediği yeni Cumhuriyetin simgesi Ulusal Meclis’in bir bölümünü harabeye çevirir.

JPEG - 49.1 kb
1945 yılında, Fransız kuvvetleri Suriye’den geri çekilir. Öfkelenen « sömürge partisi », bağımsızlığına kavuşmuş olmasına karşın, General Olive’e Şam’ı bombalama talimatı verir. Paris’te, geçici hükümet oldubitti ile karşı karşıya kalır.

Suriye kimyasal silah kullanmış olsa da, Güvenlik Konseyi kararı olmaksızın bombalanmasının uluslararası hukuka aykırı olacağı tespitinde bulunan ilk ülke Almanya olur. İngilizler ve ABD’liler bu olayın Fransa ve İsrail’in desteğiyle Türkiye tarafından kurgulandığı konusunda kesin olarak ikna olmuşlardır.

JPEG - 31.8 kb
François Hollande, 30 Ağustos 2013’te « Le Monde » gazetesinde yayınlanan röportajında şöyle der: « Şam’ın kimyasal katliamı, cezasız bırakılamaz, bırakılmamalıdır. Aksi takdirde, bu silahların kullanımını sıradanlaştıracak ve diğer ülkeleri tehdit edecek bir tırmanma riski alınmış olacaktır. Suriye’yi « özgürleştirmeyi » ya da diktatörü devirmeyi amaçlayan uluslararası bir müdahaleden yana değilim, ama halkı üzerinde telafisi mümkün olmayan suçlar işleten bir rejimi durdurmanın gerekli olduğuna inanıyorum. »

Londra’da Avam Kamarası, Beşar Esad hükümetinin sorumluluğu kesin olarak ortaya konulmadan Başbakanın Şam’a saldırmasını yasaklar. Birçoğu ülkelerinin Suriye’ye karşı ne kadar suça iştirak ettiğini iyi bilen milletvekilleri, 2003 yılında George Bush ve Tony Blair’in uydurma suçlamalarıyla Irak’a karşı yürüttüğü savaşta Krallığın yaşadığı pişmanlığı hatırlar. Washington’da Barack Obama, ne olursa olsun her türlü askeri maceraya karşı çıkan Kongreye teslim olur. Tabi ki burada savsaklayıcı bir manevra söz konusudur çünkü 2003 tarihli Syrian Accountability Act ona Suriye’yi yok etmesi için her türlü yetkiyi vermektedir.

Çok yüksek perdeden ve çok hızlı konuşan François Hollande oyun alanında yalnız kalır. Uluslararası alanda Fransa’nın sözü güvenilirliğini yitirirken, güçsüz bir şekilde Élysée’ye kapanır. Kimse Türkiye’den hesap sormaz, hele hele hepsi Recep Tayyip Erdoğan adına Türk işverenlerinden « hediyeler » alan Anne Lauvergeon, Alexandre Adler, Joachim Bitterlich, Hélène Conway-Mouret, Jean-François Copé, Henri de Castries, Augustin de Romanet, Laurence Dumont, Claude Fischer, Stéphane Fouks, Bernard Guetta, Élisabeth Guigou, Hubert Haenel, Jean-Pierre Jouyet, Alain Juppé, Pierre Lellouche, Thierry Mariani, Gérard Mestrallet, Thierry de Montbrial, Pierre Moscovici, Philippe Petitcolin, Alain Richard, Michel Rocard, Daniel Rondeau, Bernard Soulage, Catherine Tasca, Denis Verret ve Wilfried Verstraete hiç sormaz.

Rusya, ABD’nin krizden başı dik bir şekilde çıkmasına yardımcı olur. Suriye’yi Kimyasal Silahların Yasaklanması Anlaşmasını imzalamaya davet ederler, Suriye de beklemeden bu isteği yerine getirir. Devlet Başkanı Beşar Esad, OIAC (Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütünün Fransızca kısaltması – ç.n.) ile var olan stokları yok etme yöntemi üzerinde anlaşır ama masrafları Washington üstlenecektir.

Ardından ABD’li gazeteci Seymour M.Hersh ülkesinin bu konuya ilişkin duyduğu şüpheleri ortaya koyar [9]. Ardından Massachusetts Institute of Technology’nin profesörleri Richard Lloyd ve Theodore Postol, kimyasal başlıklı havan topu mermilerinin « isyancıların » bölgesinden ateşlendiğini ortaya koyarlar [10]. Bu arada Fransa tek başına Suriye Arap Cumhuriyetini suçlamakta ısrar etmektedir. Fransa taşrasında buna « köpeğini suda boğmak isteyen, onu kuduz olmakla suçlar » derler.

Her halükarda Batılılar, tüm stoklar Rusya ve ABD tarafından ortak olarak yok edilmiş olsa da, Suriye’ye karşı kimyasal silah kullanma suçlamasını düzenli olarak yenileyeceklerdir. Şam, cihatçı sığınaklarında bu tür silahları bulduğunda bu küçük oyuna son verilecektir. Bunlar CİA tarafından teslim edilmiş ve Chemring Defense (Birleşik Krallık), Federal Laboratories ve Non-Lethal Technologies (USA) tarafından üretilmişlerdir [11].

JPEG - 25.4 kb
François Hollande, 15 Eylül 2013 tarihinde TF1’de Şam’ın bombalanması ısrarından vazgeçmesiyle ilgili olarak şunları söyler: « Fransa yalnız değildir, hiçbir zaman da olmamıştır. Bana Obama’nın ABD’siyle birlikte hareket ediyorsunuz, diyorlar. İnsanoğlunun temel hakları ve güvenliğimiz konusuyla ilgili bu sorunda Başkan Obama ile birlikte olmanın neresi suçtur? »

28- Kararsızlık

2012 yılında büyükelçiliğini kapatıp tüm personelini geri çağıran, 2013 yılında Mali’ye müdahalesi sonrasında Özel Kuvvetlerinin büyük bölümünü geri çeken ve Washington tarafından kabul görmeyen Paris’in sahada ne imkanı kalmıştır, ne de eylem planı.

Ne yapacağını şaşıran François Hollande yüzünü, kendisine daha önce Guta’daki sahte bayrak saldırısında Suriye’yi sorumlu göstermek üzere sahte bir kanıt sunan, her zamanki müttefiki Tel Aviv’e döner. Burada Hollande’ın Sosyalist Parti Genel Sekreteri iken Filistin’in sömürgeleştirilmesi için yürüttüğü faaliyetlere kısa bir geri dönüş yapmakta yarar var:

- 2000 yılında, Lübnan’ın güneyi işgal altındayken, daha sona Paris Belediye Başkanı olacak olan Bertrand Delanoë ile birlikte Başbakan Lionel Jospin’in Filistin gezisini hazırlar. Konuşmasında, terörizmle bağdaştırdığı işgale karşı Lübnan Direnişinin kınanması da yer alır.

- 2001 yılında, bir iç yazışma notunda partinin İsrail’e yönelik gözü kapalı desteğini kınayan jeo-politik uzmanı Pascal Boniface’ı Sosyalist Parti’den istifa etmeye zorlar.

- 2004 yılında, Hizbullah’ın televizyon kanalı El Manar’a ait verilerin yayınlanması izninin yeniden sorgulanması için Görsel-işitsel Yüksek Konseyi’ne yazı gönderir. Baskılarına ancak Direnişin televizyon kanalı kapatıldığında son verecektir.

- 2005 yılında, Fransız Yahudi Kurumları Temsil Konseyi (CRIF) tarafından kapalı oturumda kabul edilir. Toplantı tutanağına göre, Ariel Şaron’u desteklemiş ve De Gaulle’cülerin Arap siyasetini şiddetle eleştirmiştir. Şu açıklamayı yaptığı belirtilir: « Fransa’nın Arap siyaseti adını verdiği çok eskiye uzanan bir eğilim var ve yönetimin bir ideolojisinin olması kabul edilemez bir durumdur. Quai d’Orsay ve ENA’da işe alma sürecinde sorun var ve bu işe alım sürecinin yeniden düzenlenmesi gerekir ». Böylece gerçeği ters yüz eder çünkü « Fransa’nın Arap siyaseti », İsraillilere karşı Arapların lehine bir siyaset değil ama Arap dünyasında yürütülen bir siyasettir [12].

- 2006 yılında, aralarında inkarcıların da yer aldığı haham ve tarihçileri Tahran’a davet eden Cumhurbaşkanı Ahmedinejad’a karşı tavır alır. Avrupalıların Hıristiyan kültürleri yerine Holokost dinini ikame ettiklerini ortaya koymayı hedefleyen Kongre görüşünü bilmiyormuş gibi yapar. Ve aksine, İran Cumhurbaşkanının İsraillilerin var olma hakkını inkar etmek niyetinde olduğunu ve Holokost’u sürdürmeye hazırlandığını anlatır.

- Fransız çifte vatandaşlığına sahip olduğu gerekçesiyle, Hamas’ın esir aldığı İsrailli asker Gilad Şalit’in serbest bırakılması için seferber olur. Genç adamın Filistin Yönetimine karşı savaşan ve aynı zamanda Fransa’nın müttefiki olan bir işgal ordusuna hizmet ediyor olmasının onun için fazla bir önemi yoktur.

- 2010 yılında Bertrand Delanoë ve Bernard-Henri Lévy ile birlikte, Le Monde gazetesinde İsrail ürünlerinin boykot edilmesine karşı çıkmak için bir makale yayınlar. Ona göre boykot, Filistinlilerle ortak barış için çaba gösteren İsraillilere de yönelik bir toplu cezalandırma anlamına gelecektir. Bu akıl yürütme, Güney Afrika’da Apartheid’e karşı yürütülen benzer bir kampanya’da işe yaramamıştır.

JPEG - 24.1 kb
François Hollande yeni müttefik arayışında, 17 Kasım 2013’te Tel Aviv havalimanında: « Tamid eşaer raver şel İsrail ».

Tel Aviv havalimanına iner inmez şu açıklamayı yapar: « İbranice “Tamid eşaer raver şel İsrael”, yani “sizin dostunuzum ve daima öyle kalacağım” ».

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD ve Birleşik Krallık’ın harekat sahnesinden çekildiğini, ama bunun CIA ve MI6’nın gizli savaşı sürdürmesine engel olmadığını gözlemler. Dolayısıyla da Suriye Arap Cumhuriyetinin devrilmesine kadar açık savaşı yürütmek isteyenlerin eşgüdümünün oluşturulmasını önerir: Suudi Arabistan, Fransa, İsrail, Katar ve Türkiye. Lübnan ve Ürdün lojistik yardımlarını sürdürecekler ama operasyonların yönetimine müdahil olmayacaklardır. Washington artık ortada görünmek istemediğinden, ortaklık Jeffrey Feltman tarafından New York’tan BM’den yönetilecektir. Acele etmek gerekir. Gerçekten de Washington’da hava bozmuştur. Suriye saldırısının taraftarları görevden uzaklaştırılmışlardır. Hillary Clinton bir « kazaya » kurban olup bir ay süresince ortadan kaybolurken, 8 Kasım’da General David Petreaus CIA direktörlüğü görevinden istifa etmek zorunda bırakılır.

Jeffrey D. Feltman, « Arap Baharı »nın tek kişilik orkestrası ve aynı zamanda Netanyahu’nun yakın dostudur. Bir yıldan beri BM’in Siyasi İşler Direktörlüğü görevini yürütmektedir. Avrupa’nın en güçlü düşünce kuruluşu Stiftung Wissenschaft und Politik (SWP) Müdürü Volker Perthes’e Suriye’nin kayıtsız şartsız topyekun teslimini öngören bir plan yazdırır. Perthes ayrıca Avrupa Birliği’nin Dış Eylem Servisinin Kuzey Afrika ve Ortadoğu Müdürlüğü görevini de yürütmüştür. Birliğin Yüksek Temsilcisi Catherine Ashton, onun papağanı haline gelmiştir. Feltman, Suudi Arabistan’a Ürdün’de 50 000 kişilik bir ordunun eğitimi görevini ikinci kez emanet eder. Buna paralel olarak cihatçı grupların yeniden örgütlenmesi sürecini başlatır. Son olarak, Beyaz Saray’ın talimatlarıyla « Cenevre 2 » müzakerelerini örgütler.

Binyamin Netanyahu üçlü bir ittifak hayali kurmaktadır: Fransa, devasa kontratlar, yatırımlar ve rüşvetler karşılığında uluslararası alanda İsrail ve Suudi Arabistan’ın çıkarlarını savunacaktır. Tel Aviv/Riyad ortak bölgesel idaresinin tekelini koruyacak şekilde, ABD-İran müzakerelerinin sabote edilmesi söz konusudur.

En önemli ajanlarından biri Macit el Macit Lübnan Ordusu tarafından tutuklanmış olan Arabistan Kralı, Lübnanlıların Macit’in itiraflarını kayıt altına almaması karşılığında 3 milyar dolar tutarındaki Fransız silahını armağan etmeyi kabul eder [13]. Kral Lübnanlılara ve Fransızlara « hediyeler » dağıtırken (örnek olarak anayasal olmayan « Cumhurbaşkanı » Mişel Süleyman’a 100 milyon dolar) teröristlerin şefi tam da zamanında ölür. Aslında, kraliyet « armağanlarının » hak sahipleri bunları muhafaza etse de, silah siparişleri hiçbir zaman gerçekleşmeyecektir. Kişisel olarak kraliyet « armağanı » almayan tek Fransız lider olan Savunma Bakanı Jean-Yves Le Drian, seçim bölgesinde bulunan ve piyasaya 400 milyon Euro borcu olan tavuk üreticisi grubu Doux’nun kurtarılması için pazarlık yapar. Şirket Suudi el Müneccim tarafından kısmen satın alınacak ve desteklenecektir.

Kofi Annan’ın istifasından sonra, BM Genel Sekreteri, Cezayirli Lakhdar Brahimi’yi Suriye dosyasını izlemekle görevlendirir. Annan’dan farklı olarak « arabulucu » sıfatına sahip değildir, çünkü Ban Ki-Mun artık « Beşar gitmeli! » düşüncesindedir. Brahimi’nin görevi Suriye’yi « Suriye halkının meşru özlemlerine uygun olarak bir siyasal geçiş sürecine » yönlendirmektir. « Karar destek birimi »nin kuruluşunu Brahimi’ye borçluyuz [14]. Genel Sekreterin kişisel gizli servisidir bu, çünkü artık BM bir barış forumu değildir ve Washington’un siyasetini yaşama geçirmek için bir gizli servise sahiptir. Fransız diplomasisi, Lübnan iç savaşının sonlanması, Cezayir’deki askeri darbe ve Afganistan’a yönelik Anglosakson saldırı sırasında üst üste üstlendiği rollerden ötürü onu iyi tanımaktadır.

JPEG - 30.5 kb
Cenevre – 2 konferansı, uluslararası televizyon kanalları tarafından canlı yayınlanan büyük bir şovdur. Konuşmacılar birbirilerine hitap etmek yerine, kendi kamuoyları önünde konumlarını meşrulaştırmaya çalışmaktadırlar.

22 Ocak 2014’teki Cenevre 2 bir tuzaktır. ABD ve Rusya’yı, Suriyeli olan herkes dışında en yakın ortaklarının huzurunda bir araya getiren Cenevre 1’den farklı olarak, bu ikinci round’a sadece Suriye ve « muhaliflerin temsilcileri » değil ama bu işe müdahil olan tüm ülkeler davet edilmiştir. Sadece davet edildikten sonra, güya Suudilerin talebi üzerine sonradan daveti iptal edilen İran bunun dışındadır. Ama Arabistan’ın BM üzerinde böylesi bir gücünün olabileceğine kim inanır? Gerçekte Jeffrey Feltman, bir yandan İran ile 5+1 müzakerelerini sürdürmektedir ve kendinden habersiz olarak ABD ve Avrupa’nın uyguladığı yaptırımların daha önce kaldırılmasını istememektedir. Muhaliflerin temsilcilerine gelince, bunlar sadece Arabistan tarafından silahlandırılanlar, yani Ahmet Carba’nın başkanlığındaki yeni Suriye Muhalefet ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu olacaktır. Küçük bir uyuşturucu kaçakçısı olan Carba çok şanslıdır, çünkü Kral gibi Suudi ve Suriye kökenli Şamarlar aşiretinden gelmektedir.

JPEG - 62.7 kb
Katar, Carter-Ruck Hukuk Bürosu tarafından sunulan « Sezar Raporu »nun lansmanı için bir uluslararası basın operasyonu örgütler.

Katar, konferansın başlamasından iki gün önce, Londralı Carter-Ruck hukuk bürosu aracılığıyla, « Sezar »’ın tanıklığı ve kendilerine teslim edilen kanıtlayıcı belgelere ilişkin üç eski uluslararası savcının hazırladığı raporun duyurusunu yayınlar [15]. « Sezar », Suriye askeri inzibatında subay olarak görev yaptığını ve genellikle olay yeri fotoğraflarını çekmekle görevlendirildiğini açıklar. Çatışmalar süresince askeri hastane morglarında, rejim « kurbanlarının » fotoğraflarını çektiğini iddia eder. Yakın zamanda ordudan firar etmiştir. Bizzat kendisinin çektiğini beyan ettiği 11 000 kadavraya ait 55 000 fotoğraf teslim eder. Daha da çok kaygı uyandırması için, raporun açıklandığı basın bildirisinin her bir sayfasına çifte « Gizli » damgası vurulmuştur. Eski savcılar « rejimin », « hapse attığı (iddia edilen) » kişilere sistematik olarak işkence uyguladığı ve onlara yiyecek vermediği sonucuna varırlar. Gerçekte Suriye’de çekilen görüntülerde, Suriye Arap Ordusu tarafından savaş meydanından toplanan çeşitli milliyetlere mensup paralı askerlerin ve Suriye Arap Cumhuriyetini destekledikleri için cihatçıların işkencesi sonucu ölen sivil ve askeri personelin cesetleri görülmektedir.

Beşar Esad’ı yakından tanıyan yeni Dışişleri Bakanı John Kerry, tabi ki bütün bunların saf propaganda ürünü olduğunu iyi bilmektedir ama Carter-Ruck Hukuk Bürosunun basın açıklaması, 22 Ocak 2014’te Cenevre 2 konferansında yapacağı konuşma için ona bir kanıt daha sunmuş olur. Hillary Clinton ve taraftarlarının ayağının kaydırılmasından sonra ne olup bittiğini kimse tam olarak anlamadığı için, dünyanın bütün televizyon kanalları buradadırlar. Fransızların öldürmeye çalıştığı Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim söz aldığında, dünyanın gözleri önünde Batının komplosunu canlı olarak teşhir etmek için kendisine sunulan tek fırsatı kaçırarak, Suriye kamuoyuna seslenmeyi tercih eder. Çok nadir görülen sadakate sahip bir diplomattır: Bir Arap Birliği toplantısı sırasında Katarlı mevkidaşı tarafından ülkesine ihanet etmesi için kendisine teklif edilen 100 milyon dolarlık rüşveti geri çevirmiştir. Yaptığı konuşmada « muhalefet heyeti » ve salondaki sponsorları tarafından terörizme verilen destek sorununu gündeme getirir.

Sonuç olarak, Cenevre 2’den bir şey çıkmaz, çünkü toplantı çağrısının yayınlanmasıyla toplantının gerçekleştirilmesi arasında geçen sürede, Washington yeni stratejisini uygulamaya başlamıştır. ABD tek kutuplu dünya düşünden vazgeçmek ve Rusya ile anlaşmak zorunda değildir. Hala oynayabilecekleri bir kart vardır: bu elbette ki terörizmden başka bir şey değildir.

Diplomatlar Cenevre 2’de ateşli nutuklar çekerken, Başkan Obama ülkesinin katılım koşullarını belirlemek için Ürdün Kralını kabul eder. Bu arada Ulusal Güvenlik Danışmanı Susan Rice Koalisyonun gizli servis başkanlarını ağırlar.

JPEG - 37.9 kb
ABD, « kırmızı çizginin » sözde aşıldığı iddiasına rağmen Şam’ı bombalamayı reddettikten sonra, Kongre’deki bir kapalı bir oturum sırasında El-Nusra Cephesi ve IŞİD’in finansmanını onaylatır. Devlet Başkanı Esad’ı devirmek istemekten uzakta, açık bir « iç savaş »ı örgütler.

Her yıl olduğu gibi Kongre, Pentagon’un « kara bütçelerini » oylamak için kapalı oturumda toplanır. Bu toplantının varlığı İngiliz haber ajansı Reuters’in bir son dakika haberiyle [16] doğrulanır ama ABD basınında bundan hiç söz edilmeyecek ve resmi kayıtlarda yer almayacaktır. Parlamenterler, Güvenlik Konseyinin 1267 ve 1373 sayılı kararlarını ihlal ederek, Suriye’deki silahlı grupların finansmanının ve silahlandırılmasının sürdürülmesine izin verirler. Farkında olmadan, cehennemin kapılarını açmış bulunmaktadırlar.

JPEG - 33.2 kb
Dış İstihbarat Servisi (DGSE), « Suriye rejiminin diplomatik olarak gözden düşürülmesi » ve « Özgür Suriye Ordusu’nun tugaylarına askeri alanda ciddi bir yardım » için kampanya başlatır. Fransız kamuoyunu ikna etmek için, Suriye muhalefetinin Fransa’daki sözcüsü olan eski müdürleri Jean-Claude Cousseran’ın metresi Besma Kodmani’yi ön plana çıkartırlar. Kız kardeşi Hala Kodmani, sol eğilimli « Libération » gazetesinde DGSE’nin propagandasını yayar.

29- Söz Suriye halkında

« Suriye muhalefetinin » sözcüsü Besma Kodmani, « rejimin bir başkanlık seçimi düzenlemekten aciz olduğunu (ve bunun da) onun bir diktatörlük olduğunu kanıtladığı » açıklamasını yapmışken, Batı standartlarına uygun yeni seçim yasası kabul edilir ve seçim tarihi belirlenir.

O güne kadar, Devlet Başkanı BAAS Partisi tarafından belirlenir ve ardından referandumla onaylanırdı. Başkan ilk kez evrensel doğrudan seçim yöntemiyle belirlenecektir. Adayların son on yıl içerisinde Suriye’de ikamet etmiş olması şartından dolayı değil ama silahlı grupların şiddetle demokrasiye karşı çıkmaları nedeniyle, Suriye Muhalefet ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu’nun bir aday ortaya çıkarması zayıf olasılıktır. Onlara göre ve Müslüman Kardeşler cemaatinin de ileri sürdüğü gibi, « Kuran anayasamızdır » ve tüm seçimler gayrimeşrudur. Dolayısıyla da rejimin adayının seçileceğine şüphe yoktur. Öte yandan onun olası meşruluğu ona verilen oyların yüzdesine değil ama bu oyların sayısına ve halkın geneline oranla temsil gücüne bağlıdır.

Fransa, 22 milyon Suriyeli içerisinden en az 2 milyon kişinin « kurtarılmış bölgelerde » yaşadığını ve dolayısıyla da seçimlere katılmayacaklarının bilincindedir. Bunların dışında 2 milyon Suriyeli de Ürdün, Lübnan, Türkiye ve Avrupa’ya sığınmış durumdadır. Dolayısıyla seçimi sabote etmek üzere, seçime katılmak isteyen Suriyelileri engellemek için elden gelen her şey yapılmalıdır. Fransa, 24 Nisan 1963 tarihli Viyana Sözleşmesini ihlal ederek, Suriye Konsolosluklarına oy sandıklarının konulmasını yasaklamaları için Avrupalı ortaklarını ikna etmeyi başarır [17]. Sığınmacıların iktidarın suiistimal yaptığı yolundaki başvurusu üzerine idare mahkemesi yargıcı görevsizlik kararı verir. Bu arada « Suriye’nin Dostları », bunu « diktatörlüğün sürmesini » hedefleyen bir « demokrasi parodisi » olarak kınar.

Seçimde üç aday yarışır: Komünist Mahir el Haccar, Liberal Hasan el Nuri ve BAAS’çı Beşar el Esad. Devlet adaylara kampanyalarını yürütmeleri için imkanlar sunar ve güvenliklerini güvence altına alır. Medyalar onlara söz hakkı tanır. Somut olarak seçmenler çıkarlarına göre bazılarının önerilerini izlese de, Esad, 1945 yılında De Gaulle’ün içerisinde bulunduğu durumla karşılaştırılabilecek konumdadır. Suriye Arap Cumhuriyetinin ayakta kalması için onu desteklemek ya da oy kullanmamak ve cihatçıların saflarında yer almak arasında tercih yapılacaktır.

JPEG - 36.9 kb
Lübnan genel güvenliğine göre, muhalefetin fetvalarına ve Batılıların tehditlerine karşın, devlet başkanlarını seçmek için Beyrut’taki Suriye Büyükelçiliği çevresinde 100 000’nin üzerinde Suriyeli sığınmacı toplanır.

Suriye’de seçimler başlamadan önce, çok inanmasalar da yine de oy vermek isteyen sığınmacıların haklarını kullanmaları sağlanır. Batılıların propagandası Suriyelileri sığınmacıların tümünün « muhalif » olduğuna ikna etmiştir. Oysa bunların birçoğu kendilerine sorulduğunda « diktatörlük yüzünden » değil ama çatışmalar yüzünden vatanlarını terk ettiklerini ifade etmektedirler. 28 ve 29 Mayıs 2014’te, Büyükelçilikte gerçekleştirilen Lübnan’daki oy verme işlemleri sırasında, Lübnan Genel Güvenliğinin sayılarına göre en az 100 000 kişi sandık başına gitmiş, bu da başkent genelinin kilitlenmesine neden olmuştur. Ordu toplanmayı dağıtmak için müdahalede bulunur, ama kalabalık ülkenin dört bir yanından gelmektedir. İşin içinden çıkamayan Büyükelçilik önce oy verme saatini ardından da gününü uzatmak zorunda kalmıştır. Bu aynı zamanda hem Suriye’deki Suriyeliler, hem de konsolosluklar için de bir şok etkisi yaratır [18].

Sonuç olarak, boykot çağrılarına rağmen, oy kullanma yaşına gelmiş Suriyelilerin % 73,42’si seçime katılır. Sahada bulunan 360 yabancı medya kuruluşu ve Şam’da açık olan tüm büyükelçilikler seçimlerin kurallara uygun olarak gerçekleştirildiğine tanıklık ederler. Beşar Esad 10 319 723 oy yani geçerli oyların % 88,7’sini ve oy kullanma çağındaki toplam nüfusun % 65’inin oyunu elde eder. Liberal aday Hasan el Nuri 500 279 ve komünist aday Mahir el Haccar 372 301 oy alır.

JPEG - 64 kb
Seçimlerden zaferle çıkan Devlet Başkanı Beşar Esad, Kuran’a el basarak yemin eder.

Seçim kampanyası süresince, Jeffrey Feltman tarafından telkin edilen Fransa ve müttefikleri, Güvenlik Konseyinin Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin Suriye iç savaşında yetkili olması yönünde bir karar almasını sağlamayı denerler. Tabi ki karar tasarısı, Cumhuriyetin ve cihatçılar da dahil Suriye’deki tüm aktörlerin rollerini belirliyordu ama savcı Fatu Bensuda’nın selefi Luis Moreno Ocampo’nun Libya’da yaptığı gibi NATO’nun emirlerine itaat edeceğini önceden tahmin etmemizi sağlıyordu.

Bu karar tasarısı« Sezar » ve Carter-Ruck Hukuk Bürosunun raporlarındaki ve « Nusayri diktatörlüğünün » Sünni muhalif kadınlara sistematik olarak tecavüz ettiğine ilişkin Le Monde gazetesinde yer alan suçlamaların devamıdır. Le Monde gazetecisi Annick Cojean, bir kurbanın « “biz Nusayriler sizleri ezeceğiz” bağırışları eşliğinde bize her gün tecavüz ediyorlardı » tanıklığını yayınlar. Londra’daki Albert Ödülleri Komitesi Başkanı Cojean, Fransız-Amerikan Vakfı tarafından eğitilmiştir. Rehberin ölümünden uzun süre sonra, onu birçok çocuğa tecavüz etmekle suçlayan ve dolayısıyla da sonradan ve en küçük bir delil kırıntısı olmadan Libya’nın yıkımını meşru gösteren, Kurbanlar: Kaddafi’nin hareminde [19] adı altında hayal ürünü kitabı yayınlayan kişidir.

Ama Beşar Esad’ın zaferiyle sonuçlanan demokratik seçimlerden sonra, caniliğe, herkese yapılan işkencelere ve « Nusayri diktatörlüğü » masalına artık hala kim inanabilir ki? Fransızların karar tasarısı dördüncü kez veto hakkını kullanan Rusya ve Çin tarafından reddedilir.

(devam edecek…)

Çeviri
Murat Özdemir

Bu kitap Türkçe olarak bilgisayar versiyonunda bulunmaktadır.

[1] “NATO data : Assad winning the war for Syrians’ hearts and minds”, World Tribune, May 31, 2013.

[2] “Turkish prosecutors indict Syrian rebels for seeking chemical weapons”, Russia Today, September 14, 2013. «Türkiye’den sarin gazının üretim maddelerini almaya çalışanlara dava açıldı», T24, 11 Eylül 2013.

[3] “FSA showcases its chemical weapons lab”, Voltaire Network, 8 December 2012.

[4] “About the videos of the August 21st massacre”, Translation Alizée Ville, Voltaire Network, 1 September 2013.

[5] “Letter From the Chairman of the UK Joint Intelligence Committee on Syria”, Voltaire Network, 29 August 2013. « Synthèse du Renseignement français sur l’attaque chimique du 21 août 2013 », par Sacha Mandel, Réseau Voltaire, 2 septembre 2013.

[6] « Tsahal indique que [le] gouvernement syrien est responsable », Jewish News One, 27 août 2013.

[7] “US Government Assessment of the Syrian Government’s Use of Chemical Weapons on August 21, 2013”, Voltaire Network, 30 August 2013.

[8] “The Secret of Israeli Chemical Weapons”, by Thierry Meyssan, Translation Roger Lagassé, Al-Watan (Syria) , Voltaire Network, 19 September 2013. «L’affaire Wouter Basson - Rapports officiels suisses» (2002).

[9] “Syria: Whose sarin?”, by Seymour M. Hersh, London Review of Books, vol. 35 no 24, 19 December 2013, p. 9–12. “Kimin sarini?”, Voltaire İletişim Ağı , 13 Şubat 2014.

[10] Possible Implications of Faulty US Technical Intelligence in the Damascus Nerve Agent Attack of August 21, 2013, Richard Lloyd & Theodore A. Postol, MIT, January 14, 2014, 46 pp.

[11] “Londra ve Washington cihatçılara kimyasal silah tedarik etti”, Tercüme Osman Soysal, Voltaire İletişim Ağı , 27 Ağustos 2017.

[12] “France: the Socialist Party promises it will eliminate pro-Arab diplomats”, by Ossama Lotfy, Voltaire Network, 17 January 2006.

[13] « Le silence et la trahison qui valaient 3 milliards de dollars », par Thierry Meyssan, Réseau Voltaire, 15 janvier 2014. “Suudi Arabistan, Lübnan’a yapacağı 3 milyar dolarlık bağışı iptal ediyor”, Tercüme Osman Soysal, Voltaire İletişim Ağı , 21 Şubat 2016.

[14] Rapport du groupe d’études sur les opérations de paix de l’Organisation des Nations Unies dit « Rapport Brahimi », 20 août 2000, 84 pages, Référence A/55/305- S/2000/809.

[15] A Report into the credibility of certain evidence with regard to Torture and Execution of Persons Incarcerated by the current Syrian regime, Carter-Ruck, January 20, 2014.

[16] “Congress secretly approves U.S. weapons flow to ’moderate’ Syrian rebels”, par Mark Hosenball, Reuters, January 27, 2014.

[17] “France guilty of prohibiting the Syrian Presidential election”, by Damien Viguier, Translation Anoosha Boralessa, Voltaire Network, 20 May 2014.

[18] “Tumult in Beirut for Syrian presidential election”, Voltaire Network, 30 May 2014.

[19] Les Proies : dans le harem de Kadhafi, Annick Cojean, Grasset (2012).