Bu makale Gözlerimizin Önünde kitabından alıntılanmıştır.
Bakınız İçindekiler.

Amiral Arthur Cebrowski dünyayı ikiye böldü: küreselleşmiş devletler ve diğerleri. İkinciler, sadece doğal zenginlik ve emek gücü deposu olmaya mahkumdur. 11 Eylül sonrası Pentagon’un görevi artık savaşları kazanmak değil, küreselleşmemiş bölgeleri devlet yapılarından yoksun bırakmak ve buralarda kaos yaratmaktır.

Washington’un stratejisi

Anlatımımıza geri dönelim. 2001 yılında Washington kendi kendini zehirlemiş ve çok yakın zamanda enerji kaynaklarının kendisine yetmeyeceğinin farkına varmıştır. Dick Cheney’in başkanlığındaki ulusal enerji politikasının geliştirilmesi çalışma grubu (NEPD), hidrokarbür tedarikinde yer alan tüm özel ve kamu sorumlularının görüşünü almıştır. O zamanlar, Washington Post’un « gizli cemaat » olarak nitelediği [1] bu kurumun genel sekreteriyle görüştüğümde, kararlılığından ve kıtlıklarla başa çıkma planlarından etkilendim. Böylece, bu konuda hiçbir bilgiye sahip olmadığım için, bir ara bu Malthusçu bakış açısını kabul ettim.

Ne olursa olsun, Washington, ekonomisinin işlevselliğini sürdürebilmesini güvence altına almak için, bilinen petrol ve gaz rezervlerini en kısa zamanda ele geçirmesi gerektiği sonucuna varır. ABD seçkinleri, Suudi crude oil, Teksas ya da Kuzey Denizi petrolünden farklı petrol türlerinin çıkartılabileceğini tespit ettikten sonra bu siyaset terk edilecektir. ABD, Pemex’in kontrolünü ele geçirerek [2] Meksika Körfezindeki rezervlere sahip olacak ve suçlarını şist petrolü ve gazının kullanılmasının ardına gizleyerek enerji alanında bağımsızlığını ilan edecektir. Bugün Dick Cheney’in öngörülerinin aksine, petrol arzı hiçbir zaman bu kadar yüksek ve fiyatlar da bu kadar ucuz olmamıştır.

« Genişletilmiş Orta Doğu »yu denetimi altına alabilmek için Pentagon her türlü serbestiye sahip olması gerektiğini ve stratejik hedefini petrol şirketlerinin desiderata’sından ayırabilmesini şart koşar. İngilizlerin ve İsraillilerin çalışmalarına dayanarak, bölgeyi yeniden şekillendirmeyi yani Avrupa İmparatorluklarından miras kalan sınırları bozmayı, kendisine direnebilecek büyük devletleri ortadan kaldırmayı ve etnik olarak homojen küçük devletler yaratmayı öngörür. Bir egemenlik tasarısı olması dışında, bu plan yerel özgüllükleri hesaba katmadan bölgenin genelini ele almaktadır. Halklar her ne kadar kimi zaman coğrafi açıdan farklı olsa da, büyük katliamlar gerçekleştirilmeden ayrılmaları hayal olacak kadar birbiriyle sıkı sıkıya bağlıdır.

Rumsfeld/Cebrowski doktrinine göre artık savaşlar kazanılmamalıdır. İstikrar ABD’nin düşmanıdır. Bu nedenle Afganistan, Irak, Libya ve Suriye’de birkaç hafta içinde kazanılması gereken savaşlar halen devam etmektedir.

Aslında, Dick Cheney’in de bir parçası olduğu 11 Eylül saldırılarını örgütleyen ekip bütün bunları biliyordu ve bunu çok önceden düşünmüştü. Bu nedenle Amiral Arthur Cebrowski örneği izlenerek silahlı kuvvetlerde geniş bir reform uygulanır. Bu adam daha önce ABD askeri uygulamalarını yeni bilgisayar araçlarına uygun bir şekilde dönüştürmüştü [3]. Ayrıca devletleri siyasi örgütler olarak yok etmek ve büyük bilişim şirketlerinin küreselleşen dünyayı onlar adına yönetmesine izin vermek üzere bir strateji de tasarladı [4] . 11 Eylül’den bir gün sonra, Kara Kuvvetleri’nin dergisi Parameters [5], özellikle kanlı ve acımasız olacağını belirterek, « Genişletilmiş Orta Doğu »yu yeniden şekillendirme planını ifşa ediyor. Taşeron olarak kullanılacak üçüncü şahıslar kullanılarak insanlığa karşı suçların işlenmesinin gerekli olacağını belirtir. Daha sonra Savunma Bakanı Donald Rumsfeld, Amiral Cebrowski’ye bütün bunları denetlemesi için Pentagon’da bir ofis verir.

Dolayısıyla 11 Eylül, yalnızca en az iki yıl önceden hazırlanmış olan bir terörle mücadele yasası olan USA Patriot Act’ı acilen onaylatmanın bir yolu değil, aynı zamanda kapsamlı bir kurumsal reformuu gerçekleştirmenin de bir yoludur: Anayurt Güvenliği Bakanlığı’nın (Department of Homeland Security, çoğun zaman yanlışlıkla İç Güvenlik Bakanlığı olarak tercme edilir) ve gizli Özel Kuvvetler’in (ordu bünyesinde) oluşturulması.

ABD’nin Moskova Büyükelçiliği 3. Katibi Ryan C. Fogle, 2013 yılında FSB tarafından yakalanır. Pentagon’un Gizli Özel Kuvvetler’inin elemanlarından biridir. Kafkasya Terörle Mücadele Müdürlüğü bünyesinde bir casus devşirme çabası içerisindeydi. Yakalandığında, üzerinde kılık ve parmak izlerini değiştirmesine izin veren birçok araç ele geçirildi.

Anayurt Güvenliği Bakanlığı, yalnızca Sahil Güvenlik veya göçmenlik hizmetleri gibi çeşitli kurumları bünyesinde bulundurmaz. Aynı zamanda, yurtiçine yönelik 112.000 tam zamanlı casusu istihdam eden ABD halkına yönelik geniş kapsamlı bir denetim sistemidir [6]. Gizli Özel Kuvvetler, Cenevre Sözleşmesine aykırı olarak üniformasız çalışan 60.000 yüksek eğitimli personelden oluşan bir ordudur [7]. Pentagon’un talebi üzerine dünyanın herhangi bir yerinde herhangi birini öldürebilirler. Ve Pentagon, büyük bir gizlilik içerisinde bu yatırımını kara dönüştürmekten kaçınmayacaktır.

Afganistan ve Irak’a karşı yürütülen savaşlar

Operasyonlar, Cheney Doktrini kapsamında, 2001 Temmuz’unun ortalarında Afganistan’dan geçecek bir petrol boru hattı inşaatı pazarlıklarının yarıda kesilmesi sonucunda Talibanlara karşı savaşla başlar. Berlin’de Talibanlarla yürütülen müzakerelerde Pakistan’ı temsil eden Büyükelçi Niyaz Naik, ABD saldırısının önlemez olduğunu değerlendirerek İslamabad’a geri dönmüştü [8] . Ülkesi bunun sonuçlarına hazırlanmaya başlamıştı. İngiliz donanması Umman Denizinde konuşlanmış, NATO 40 000 askerini Mısır’a göndermiş ve Tacik lider Ahmet Şah Mesut New York ve Washington saldırılarından iki gün önce öldürülmüştü.

BM’deki ABD ve Birleşik Krallık temsilcileri, John Negroponte ve Sör Jeremy Greenstock, Başkan George W. Bush ve Başbakan Tony Blair’in Afganistan’a saldırarak meşru müdafaa haklarını kullandığı görüşünü savunurlar. Oysa bütün büyükelçiler Washington ve Londra’nın, saldırılardan ayrı olarak bu savaşı yapmak istediğini biliyorlardı. Ancak sadece ABD’nin kurbanı olduğu suçtan yararlanmalarının daha iyi olacağı sonucuna varırlar. Öte yandan 11 Eylül’de yaşananlar hakkında dünya çapında şüphe duyulmasını sağlamayı başardım. Fransa’da Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, çalışmamı DGSE’ye inceletir. Geniş kapsamlı bir soruşturmadan sonra bu kurum dayanak aldığım tüm unsurların gerçeğe dayandığını tespit eder ama vardığım sonuçları aynı şekilde teyit etmez.

Güvenilirliğimi sarsmak üzere kampanya başlatan Le Monde gazetesi, ABD’nin Irak’a saldıracağına yönelik öngörülerimle alay eder [9]. Oysa kaçınılmaz olan gerçekleşir. Washington, Bağdat’ı El Kaide üyelerini barındırmak ve « özgürlüğün ülkesine » saldırmak üzere kitlesel imha silahları hazırlamakla suçlar. Dolayısıyla 1991’de olduğu gibi gerçekten de savaş çıkar.

Donald Rumsfeld, Irak’ı kimyasal silahlara sahip olmakla suçlamak için, İran’a karşı savaş sırasında Başkan Saddam Hüseyin’e sattıklarına güvendi. Ama Irak bunların hepsini savaşta kullanmıştı.

O dönem herkes bir bilinç tutulması haliyle karşı karşıyadır. 11 Eylül’de gerçekleşen darbeyi görmezden gelmekte ısrar ederek, ABD’nin söylemine karşı çıkmaktan kaçınılır ve bir sonraki suçu, yani Irak’ın işgalini onaylamak zorunda kalınır. Sadece, bir uluslararası üst düzey memur olan Hans Blix gerçeği savunmaya karar verir [10]. Bu İsveçli diplomat, Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’nun (İngilizce kısaltmasıyla AIEA) eski müdürüdür. Birleşmiş Milletlerin, Irak’ı izlemekle görevli denetim, gözetim ve araştırma komisyonunun başkanıdır. Washington’a kafa tutarak, Irak’ın elinde, sahip olmakla suçlandığı imkanların bulunmadığını belirtir. Kısa süre içinde benzeri görülmemiş bir baskıyla karşı karşıya kalır. Sadece ABD imparatorluğu değil ama tüm müttefikler de bu çocukça davranışlara son vermesi ve dünyanın en büyük gücünün Irak’ı yok etmesine izin vermesi için ona baskı yapar. AIEA’daki ardılı Mısırlı Muhammet el Baradey’in arabulucu rolünü oynuyormuş gibi yapmasına rağmen geri adım atmayacaktır.

5 Şubat 2003’te, Dışişleri Bakanı ve eski Genelkurmay Başkanı Colin Powell, Güvenlik Konseyinde, Cheney’in ekibinin metnini hazırladığı bir konuşma yapar. 11 Eylül saldırılarının faillerini korumak ve Batılı devletlere saldırmak için kitlesel imha silahları hazırlamak da dahil, bütün sıkıntılardan Irak’ı sorumlu tutar. Bu arada, El Kaide’nin yeni yüzü Ebu Musa El Zarkavi’nin varlığını ifşa eder.

Fransa Dışişleri Bakanı Dominique de Villepin, ABD’nin Irak’a karşı savaşına karşı çıkmak için BM Güvenlik Konseyi’ne gelir.

Bu kez Jacques Chirac suça katılmayı reddeder. Ancak Washington’un yalanlarını çok da ortaya çıkarmak niyetinde değildir. Dışişleri Bakanı Dominique de Villepin’i Güvenlik Konseyine gönderir. Bakan, DGSE’nin raporlarını Paris’te bırakır ve konuşmasını dayatılan ve tercih edilen bir savaş arasındaki fark üzerinde yoğunlaştırır. Irak’a saldırılmasının 11 Eylül ile hiçbir bağlantısı olmadığı ortadadır ama bu bir yayılmacı tercih, bir fetihtir. Villepin, Blix tarafından Irak’ta elde edilen sonuçların altını çizecektir. Ardından bu aşamada güç kullanımının meşru olmadığını göstermek ve savaşın araştırmaların sürdürülmesinden daha iyi sonuçlar elde etmemizi sağlamayacağı sonucuna varmak için ABD suçlamalarını boşa çıkaracaktır. Bu konuşmanın Washington’a bir çıkış kapısı açacağını ve savaşın önleneceğini düşünen Güvenlik Konseyi onu alkışlar. Bu salonda diplomatlar ilk kez içlerinden birini alkışlamaktadırlar.

Washington ve Londra savaşlarını dayatmakla kalmayacak, ama ABD, Hans Blix’i unutarak, Chirac’a yaptıklarını « ödetmek için » her türlü operasyona girişecektir. Fransız Cumhurbaşkanı gardını indirmekte ve ABD’li efendisine gereğinden fazla hizmet etmekte gecikmeyecektir.

Tehditlere rağmen, Birleşmiş Milletler İzleme, Doğrulama ve Teftiş Komisyonu (UNMOVIC) başkanı Hans Blix, Irak’ın 2003 yılında kitle imha silahlarına sahip olduğunu doğrulamayı reddetti. Oysa bu, Başkan Bush’un bu ülkeye karşı savaşını haklı çıkarmak için kullandığı gerekçeydi.

Bu krizden dersler çıkartmalıyız. Hans Blix, İkinci Dünya Savaşındaki vatandaşı Raoul Wallenberg gibi, ABD’lilerin (ya da Almanların) diğerlerinden üstün olduğu düşüncesini reddeder. Iraklı (ya da Macar Yahudisi) olmak dışında başka suçları olmayan insanları kurtarmayı deneme kararı verdi. Jacques Chirac onlar gibi olmak isterdi ama daha önce yaptığı hatalar ve özel yaşamının sırları, onu ya istifa etmek ya da boyun etmek zorunda bırakan bir şantajla karşı karşıya bırakmıştır.

Washington, Bağdat’ta iktidara, Ahmet Şalabi başkanlığında Irak Ulusal Konseyi adlı bir İngiliz derneği içerisinden seçtiği sürgündeki Iraklıları getirmeyi öngörmektedir. Öte yandan bu adamın, Ürdün’deki Petra Bankasının iflasından dolayı mahkum olmasından sonra bir uluslararası soyguncu olarak kabul edilmiş olması çok da dikkate alınmamaktadır. Uçak üreticisi Lockheed Martin şirketi, Irak’ın kurtuluşu için, eski Dışişleri Bakanı ve Bush Jr.’un akıl hocası George Schultz’un başkanlığını üstlendiği bir Komite kurar [11]. Bu Komite ve Şalabi’nin Konseyi bu savaşı ABD kamuoyuna pazarlarlar. ABD’nin Irak muhalefetine yardımcı olmasının yeterli olacağı ve bu sürecin uzun sürmeyeceği konusunda güvence verirler.

Afganistan’a yönelik saldırıda olduğu gibi, Irak saldırısı da New York ve Washington saldırılarından önce hazırlanmıştır. 2001 yılı başında Başkan Yardımcısı Dick Cheney, Orta Asya Ekonomik Topluluğunun, Central Asia Battalion (CENTRASBAT) mutabakatlarının geliştirilmesi kapsamında, Kırgızistan, Kazakistan ve Özbekistan’da ABD askeri üslerinin kurulmasını bizzat kendisi müzakere etmişti. Planlayıcılar sadece bu savaşı gerçekleştirebilmek için acele ettikleri için, birliklerin günde 60 000 ton malzemeye ihtiyacı olduğundan, askeri nakliye yönetim merkezi (Military Traffic Management Command – MTMC) önceden lojistik malzeme taşımaya başlamakla görevlendirilmişti.

Rumsfeld/Cebrowski ikilisinin kararlı bir muhalifi olan General Paul Van Riper (o dönem de emekli olan), bu ülkeye yönelik simüle edilen bir saldırı sırasında "kırmızı kuvvetlere" (Irak) komuta etmeye geldi. Amerika Birleşik Devletleri’ne en az 20.000 askerin ölümüne mal olabilecek bir darbe vurmayı başardı. Pentagon, bu ülkeye saldırmadan önce, ordusuyla yüzleşmek yerine Devlet Başkanı Saddam Hüseyin’in generallerine rüşvet vermeyi tercih etti.

Birliklerin eğitimi ise ancak saldırılardan sonra gerçekleşti. Bunlar tarihin en önemli askeri tatbikatlarındandır : « Bin yılın meydan okuması 2002 » (Millenium Challenge 2002) . Bu savaş oyunu, gerçek manevralarla, Hollywood’ta Gladiator filmi için kullanılan teknolojik gereçler sayesinde karargah salonunda gerçekleştirilen simülasyonları birleştiriyordu. 24 Temmuz ila 15 Ağustos 2002 tarihleri arasında, 13 500 asker seferber edilir. Kaliforniya açıklarındaki San Nicola ve San Clemente Adaları, harekat sahnesi olarak kullanılmak üzere tahliye edilir. Bu abartılı imkanların kullanımı 235 milyon dolarlık bir bütçeyi gerektirir. Tatbikat senaryosunda, Irak birliklerini temsil eden birlikler, konvansiyonel olmayan bir strateji uygulayan General Paul Van Riper’in komutasındaydı. Riper’in tarafı ABD birlikleri karşısında açık farkla üstün gelince, genelkurmay henüz tamamlanmadan tatbikatı sonlandırmak zorunda kalır [12].

Ne Hans Blix’in raporlarını ve de Fransızların uyarılarını dikkate almayan Washington, 19 Mart 2003’te « Irak’ın Kurtuluşu Harekatı »nı (Operation Iraqi Liberation) başlatır. İngiliz kısaltmasındaki dil sürçmesi, OIL (petrol) göz önünde bulundurularak, harekata « Irak’ın Özgürlüğü Harekatı » (Operation Iraqi Freedom) adı verilir. Bağdat’ın üzerine daha önce benzeri görülmemiş bir ateş çöker ve « şok ve dehşet » (Schock and Awe) etkisi yaratır. Bağdatlılar sersemlemişken, ABD ve müttefikleri ülkeyi ele geçirirler.

Donald Rumsfeld, fethedilen Irak’ı Henry Kissinger’in özel yardımcısı L. Paul Bremer III’e emanet etti. Bremer Irak’ta şatafatlı bir şekilde “Koalisyon Geçici Yönetimi” olarak adlandırılan özel bir şirketi yönetti. Bu operasyondan kazançlı çıkan mutlu insanların kimler olduğunu bilmiyoruz.

Hükümet görevi önce Pentagon’un bir birimi olan ORHA (Office of Reconstruction and Humanitarian Assistance), ardından bir ay sonunda Savunma Bakanınca atanan ve Henry Kissinger’in özel yardımcısı bir sivil olan L. Paul Bremer III tarafından üstlenilir. Kısa sürede Geçici Koalisyon Yönetimi Valisi unvanını alır. Oysa bu tanımın çağrıştırdığı anlamın ötesinde bu Yönetim hiçbir zaman bir araya gelip toplanmamış olan ve bileşimini tam olarak bilemediğimiz Koalisyon tarafından oluşturulmamıştır [13].

İlk kez Pentagon’a bağlı olan ama ABD’deki hiçbir yönetim şemasında yer almayan bir birim ortaya çıkar. Bu, 11 Eylül 2001’de iktidarı gasp eden grubun türettiği bir şeydir. Washington’un yayınladığı belgelerde bu Yönetim, eğer söz konusu belge yabancılara yönelik ise bir Koalisyon birimi, eğer belge kongreye yönelik ise ABD hükümetinin bir birimi olarak tanımlanmaktadır. Bir İngiliz memurun haricinde, Yönetimin tüm memurları maaşlarını ABD idarelerinden alsalar da ABD yasalarına tabi değildirler. Böylece, Kamu İhaleleri Yasasını dikkate almadan hareket ederler. Yönetim, Irak Hazinesine yani 5 milyar dolara el koyar ama muhasebe kayıtlarında bunun sadece 1 milyarını gösterir. Kalan 4 milyara ne olmuştur? Bu soru Madrid’te, ülkenin yeniden inşası için gerçekleştirilen toplantıda gündeme gelmiştir. Ancak hiçbir zaman yanıtlanmayacaktır.

Devlet Başkanı Saddam Hüseyin’in bir Kürt soykırımcısı olduğu efsanesini icat eden Büyükelçi Peter W. Galbraith, Senatör Joe Biden’ın Irak’ı üç ayrı devlete bölme planını uygulamakla görevlendirildi.

Paul Bremer’in yardımcısı, Afganistan ve Irak saldırılarını Güvenlik Konseyinde meşrulaştıran Birleşik Krallık temsilcisi Sör Jeremy Greenstock’tan başkası değildir. ABD işgal boyunca, başta ülkenin üç devlete bölünmesi olmak üzere Irak’ın yeniden biçimlendirilmesi seçeneklerini inceler. Dolayısıyla Bremer, Yugoslavya’nın yedi ayrı Devlete bölünmesi sürecini düzenleyen Büyükelçi Peter Galbraith’i Bölgesel Kürt Hükümetine danışman olarak gönderir.

Profesör Leo Strauss, Yahudi öğrencilerinden bazılarını bir grup hoplit (Sparta askerleri) oluşturmak üzere seçmişti. Onları rakiplerinin derslerini sabote etmek için Chicago Üniversite’sine gönderdi. Onlara böylesi bir rejimin kurbanı olmaktansa bir diktatörlük kurmanın daha iyi olduğunu öğretti.

Bremer, SSCB’nin dağılması sırasında ABD’nin gelecek stratejisini belirleyen Savunma Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz ile doğrudan bağlantılı olarak çalışır. Leo Strauss’un düşünceleriyle eğitim görmüş olan bir Troçkist Yahudidir. Alman filozofun birçok yandaşını Pentagon’a yerleştirir. Birlikte çok uyumlu ve birbirine bağlı, iyi yapılanmış bir grup oluştururlar. Onlara göre, Weimar Cumhuriyetinin Naziler karşısındaki zayıflığından ders alarak, yeni bir soykırıma maruz kalmamaları için Yahudilerin artık demokrasilere güven duymamaları gerekir. Aksine otoriter partilerin tarafını tutmalı ve iktidarın yanında durmalıdırlar. Böylece bir dünya diktatörlüğü düşüncesi, önleyici yönüyle meşrulaştırılır [14].

Wolfowitz, Geçici Koalisyon Yönetiminin ana çalışma hatlarını belirler, yani aynı zamanda hem ülkenin BAAS’tan arındırılması –yani laik BAAS Partisine üye tüm devlet memurlarının tasfiyesi-, hem de ekonomik olarak talan edilmesi. Onun talimatlarıyla Bremer bütün devlet sözleşmelerini, çoğunlukla ihalesiz olarak dost şirketlere verir; bu da ilke olarak bu yayılmacı savaşa karşı çıkan Fransızları ve Almanları işin dışında bırakır [15].

11 Eylül’ü hazırlayan düşünce kuruluşu Yeni Amerikan Yüzyılı Projesi’nin üyelerinin tümü, dolaylı ya da dolaysız olarak, Koalisyon Geçici Yönetimine dahil edilir ya da onunla birlikte çalışmaktadır.

Bu insanlar başından beri birçok kişide yoğun bir tereddüde neden olurlar. Öncelikle de BM Genel Sekreterinin temsilcisi Sérgio Vieira de Mello nezdinde. De Mello iddiaya göre 19 Ağustos 2003’te, Powell’in BM’de teşhir ettiği cihatçı Ebu Musa el Zarkavi tarafından öldürülür. Diplomatın yakınları aksine Paul Wolfowitz ile yaşadığı anlaşmazlığın altını çizmekte ve doğrudan ABD’li bir fraksiyonu suçlamaktadırlar. Ardından, ülkenin BAAS’tan arındırılması sürecinin yıkıcı sonuçlarından kaygılanan Deniz Piyadeleri 1nci Tümeninin Komutanı General James Mattis. Mattis, sonuç olarak sade yurttaşlığa geri dönecektir.

11 Eylül’ün adamları, ABD, Afganistan ve Irak’ta kazandıkları başarının verdiği güçle ülkelerini yeni hedeflere yöneltirler.

Teo-politika

12 ila 14 Ekim 2003 arasında, Kudüs’teki King David Otelinde bir garip toplantı düzenlenir. Davetiyede yazanlara göre: « İsrail, Doğu totalitarizminin ve Batının ahlaki rölativizminin ahlaki seçeneğidir. İsrail medeniyetimizin ayakta kalma merkezi savaşının “Ground Zero”sudur. İsrail’in ve Batı’nın geri kalanının onunla birlikte kurtarılması hala mümkündür. Kudüs’te birleşmenin zamanı gelmiştir ».

İsrail ve ABD aşırı sağından davet edilen yüzlerce şahsiyetin masrafları Rus mafyası tarafından karşılanır. Avigdor Lieberman, Binyamin Netanyahu ve Ehud Olmert, Elliot Abrams, Richard Perle ve Daniel Pipes’i kutlarlar.

Profesör Leo Strauss, takipçilerine teo-politiğin dünyayı yönetmelerini sağlayacağı görüşünü aşıladı.

Hepsi aynı inancı paylaşmaktadır: Teo-politika. Onlara göre « Zamanın sonu » yakındır. Dünya yakın zamanda Kudüs’te yerleşik bir kurumun yönetimi altına girecektir [16].

Bazı konuşmacılar, altı ay önce fethedilen Bağdat’ı antik « Babil » olarak tanımlayınca, bu toplantı İsrailli ilericileri kaygılandırır. Onlar için bu kongrenin sahip çıktığı teopolitik, Talmudculuğun yeniden ortaya çıkmasıdır. Leo Strauss’un uzmanı olduğu bu düşünce akımı, Yahudi dinini, Mısırlıların atalarına karşı işlediği cinayetlerin, Asurlular tarafından Babil’e sürgün edilişleri ve hatta Avrupa Yahudilerinin Naziler tarafından yok edilmesinin intikamı için Yahudi halkının bin yıllık duası olarak yorumlamaktadır. « Wolfowitz Doktrini »nin, önce genişletilmiş Ortadoğu’da, daha sonra da Avrupa’da kaos’un yerleşmesi anlamına gelen Armageddon’u (nihai savaş) hazırladığına inanmaktadır. Bu, Yahudi halkının acı çekmesine neden olanların tanrı tarafından cezalandırılmasına yol açacak topyekun bir yıkım olacaktır.

Eski Başbakan Ehud Barak, Başkan Bill Clinton ve Hafız Esad ile bizzat müzakere ettiği, bölgede yaşayan tüm halkların çıkarlarını koruyacak olan ve teopolitiçiklerin istemediği barışı reddederek yaptığı hatanın farkına varır. Kasım 2014’te, Binyamin Netanyahu’nun yeniden seçilmesini boş yere engellemeye kalkışacak olan subayları, Commanders for Israel Security (İsrail’in güvenliği için üst rütbeli subaylar) bünyesinde toplamaya başlar. Mücadelesini, Netanyahu’nun en kötünün politikasını ve Apartheid’i kurumlaştırma iradesini kınadığı, Haziran 2016’daki Herzliya Konferansındaki konuşmasını yapmaya kadar vardıracaktır. Yurttaşlarını bu fanatikleri engelleyerek ülkelerini kurtarmaya davet eder.

(devam edecek…)

Çeviri
Murat Özdemir

Bu kitap Türkçe olarak bilgisayar versiyonunda bulunmaktadır.

[1Energy Task Force Works in Secret, Dana Milbank & Eric Pianin, The Washington Post, Avril 16, 2001.

[2Muerte de Pemex y suicidio de México (2014), Alfredo Jalife-Rahme, Orfila (Mexico).

[3Transforming Military Force: The Legacy of Arthur Cebrowski and Network Centric Warfare, James R. Blaker, Praeger (2007).

[4The Pentagon’s New Map, Thomas P.M. Barnett, Putnam (2004). Bu kitabın önerdiğinin aksine Barnett, Cebrowski’nin Pentagon’daki asistanıydı.

[5“Stabiliy American’s Ennemy”, col. Ralph Peters, Parameters #31-4 (winter 2001).

[6Top Secret America: The Rise of the New American Security State, William M. Arkin & Dana Priest, Back Bay Books (2012).

[7“Exclusive : Inside the Military’s Secret Undercover Army”, William M. Arkin, Newsweek, May 17, 2021.

[8Naiz Naik’in Benoît Califano, Pierre Trouillet ve Guilhem Rondot’un Röportajı, Dokumenta-ITV (2001). Yayınlanmıyor.

[9«Le Net et la rumeur», Editorial, Le Monde, 20 mars 2002.

[10Disarming Iraq, Hans Blix, Knopf Doubleday (2013).

[11« Une guerre juteuse pour Lockheed Martin », Réseau Voltaire, 7 février 2003.

[12« Apocalypse Tomorrow », Réseau Voltaire, 26 septembre 2002.

[13Who Rules Iraq?”, by Thierry Meyssan, Voltaire Network, 13 May 2004.

[14Leo Strauss’un halka açık öğretimi ile seçtiği takipçilerine özel olarak verdiği öğretim arasındaki farkı anlamak için, Leo Strauss’un öğrencilerinin tanıklıklarını okumak elzemdir. Political Ideas of Leo Strauss, Shadia B. Drury, Palgrave Macmillan (1988). Children of Satan : the ’ignoble liars’ behind Bush’s no-exit war, Lyndon H. LaRouche, EIR (2004). Leo Strauss and the Politics of American Empire, Anne Norton, Yale University Press (2005). Leo Strauss and the conservative movement in America : a critical appraisal, Paul Edward Gottfried, Cambridge University Press (2011). Leo Strauss, The Straussians, and the Study of the American Regime, Kenneth L. Deutsch, Rowman & Littlefield (2013). Leo Strauss and the Invasion of Iraq: Encountering the Abyss, Aggie Hirst, Routledge (2013). Straussophobia : Defending Leo Strauss and Straussians Against Shadia Drury and Other Accusers, Peter Minowitz, Lexington Books (2016).

[15Determination and Findings, Paul Wolfowitz, Voltaire Network, December 5, 2003.

[16« Sommet historique pour sceller l’Alliance des guerriers de Dieu », Réseau Voltaire, 17 octobre 2003.