2011 yılında, Fransa adına Alain Juppé ve Türkiye adına ise Ahmet Davutoğlu, Irak ve Suriye topraklarında bir Sünnistan (bunu IŞİD üstlenecektir) ve Türkiye’deki Kürtleri buraya sürmek üzere de bir sözde Kürdistan kurulması konusunda gizlice anlaşmaya vardılar. Projeler İsrail ve Birleşik Krallık tarafından destekleniyordu.

13 Kasım 2015’te Paris’i ve 22 Mart 2016’da Brüksel’i vuran saldırıların emrinin kesin bir şekilde kim tarafından verildiğini belirlemek için henüz çok erken. Öte yandan, ortaya koyacağımız olgular şimdilik buna ilişkin mantıklı bir açıklama getiriyorlar.

* * *

Türk İslamcılığının kurucusu olan Necmettin Erbakan’ın ölümünden hemen sonra ve « Arap Baharı » daha henüz başlamışken, Erdoğan Hükümeti Fransa ile gizli bir anlaşmaya varır. Belgeyi inceleyen bir diplomata göre anlaşma, Türkiye’nin Libya’ya (yeni başlayan) ve Suriye’ye (Libya’dan sonra başlayacak olan) karşı yürütülecek savaşlara katılım koşullarını belirliyordu. Dışişleri Bakanı Alain Juppé tarafından temsil edilen Fransa, özellikle « Kürt sorununu Türkiye’nin toprak bütünlüğünü bozmadan » çözmeyi taahhüt ediyordu. Bu, başka bir yerde bir sözde Kürdistan kurulacağını ve buraya PKK üyelerinin sürüleceğini anlatmak için kullanılan incelikli bir formül. Yeni olmayan bu etnik temizlik projesi, o aşamaya kadar Suriye ve Irak topraklarında kurulacak olan yeni Devleti tanımlayan sadece İsrail askeri literatüründe dile getiriliyordu.

31 Ekim 2014’te, François Hollande, Recep Tayyip Erdoğan’ı Elysée Sarayının avlusunda uğurluyor. Kısa bir süre önce, bir başka davetli, Kürt Salih Müslim gizlice arka kapıdan sarayı terk etti.

31 Ekim 2014’te, Cumhurbaşkanı François Hollande, Recep Tayyip Erdoğan’ın Paris’e yaptığı bir resmi ziyareti fırsat bilerek, Elysée Sarayında, Suriye’deki Kürtlerin eş başkanı Salih Müslim ile bir gizli görüşme organize eder. Türkiye’deki Kürtlere ve önderleri Abdullah Öcalan’a ihanet eden Müslim, demokratik yollarla seçilen Beşar Esad’ın devrilmesi sonrasında kurulacak olan sözde Kürdistan’ın Başkanı olmayı kabul eder.

Kobane savaşı zamanıdır. Aylar boyunca, Suriye Kürtleri kenti IŞİD karşısında savunur. Cihatçılar karşısında kazanacakları zafer siyasetin satranç tahtasını devirecektir: cihatçıları gerçekten yenilmesi isteniyorsa, Kürtlerle ittifak yapmak gerekecektir. Oysa o zamana kadar Suriye Kürtleri, Suriye’de 80’li yılların zulüm ortamında ülkelerinden kovulan Türk siyasi sığınmacıları konumunda iken, vatandaşlık haklarını ancak savaşın başlangıcında kazanabildiler. NATO üyesi ülkeler, Türkiye’nin başlıca Kürt oluşumu olan PKK’yi terörist örgüt olarak kabul ediyorlar. Her iki örgütün birbiriyle kardeş olmasına rağmen, artık Türkiye’deki kötü PKK ile Suriye’deki iyi YPG’yi birbirinden ayrı değerlendireceklerdir.

Kobane savaşı sonunda François Hollande taraf değiştirir ve 8 Şubat 2015’te bir YPG delegasyonunu Elysée Sarayında kabul ederek Kürtlere desteğini ortaya koyar.

Fransa 8 Şubat 2015’te, beklenmedik bir şekilde önceki pozisyonuna geri döner. François Hollande bu kez resmi olarak, Öcalan’a bağlı Suriye’deki Kürtlerin eşbaşkanı Asya Abdullah ve kamuflajlı üniformasıyla komutan Nesrin Abdullah’ı Elysée’de kabul eder. Salih Müslim bu kez toplantıya katılmaz.

Recep Tayyip Erdoğan bu gelişmeye, 20 Temmuz 2015’te IŞİD’e Suruç’ta Kürt taraftarı bir toplantıya karşı bir saldırı yapılması emri vererek karşılık verir. Batının teröre karşı geliştirdiği retoriği kullanarak, aynı zamanda hem IŞİD’e, hem de Kürtlere savaş ilan eder ama nedense askeri olanaklarını sadece ikincilere karşı kullanır. Durum böyle olunca ateşkese son verir ve kendi ülkesinde iç savaşı yeniden başlatır. Suriye’de bir sözde Kürdistan kurulmasına izin vermeyecek, Kürtlerin Avrupa’ya toplu göçünü kışkırtacaktır.

3 Eylül 2015’te, denizde boğulmuş bir Kürt çocuğunun kumsalda çekilen fotoğrafının yayınlanması, Türkiye’den Avrupa Birliği’ne özellikle de Almanya’ya yönelik büyük göç dalgasının başlangıcına işaret eder. İlk haftalar içerisinde, medya kuruluşları Suriye diktatörlüğünden kaçtığı söylenen sığınmacılara karşı merhametlerini ifade ederken, Alman yöneticiler, ağır sanayilerinin ihtiyacı olan yeni işçiler anlamına gelen bu kitlesel akın karşısında memnundurlar. Hatta, 29 Eylül’de Fransız ve Alman yöneticiler, göçmenlere yönelik empati duygularından yararlanarak, Türkiye’ye 3 milyar Euro vererek savaşın sürdürülmesini teşvik etme olasılığını incelerler; bu bağış kamuoyuna sığınmacılara yönelik insani yardım şeklinde sunulacaktır.

Eylül 2015 sonunda Rusya, her cinsten cihatçıya karşı askeri harekat başlatır. Recep Tayyip Erdoğan böylece projesinin ortadan kalktığını görür. Bunun üzerine Salih Müslim’i Suriye’nin kuzeyinde zorla Kürtleştirme operasyonu yapmaya iter. Kürt tugayları Arap ve Süryani öğretmenleri okullardan kovarlar ve yerlerine Kürt eğitimciler yerleştirilir. Suriyeliler bu gelişme karşısında isyan edip Ruslardan yardım isterler. Suriye’nin sonradan federalleşme olasılığını dile getirmeyen Rusların müdahil olmasıyla durum sakinleşir. Fransa ortadan kaybolmuştur.

François Hollande’ın sürekli karar değiştirmesi karşısında çileden çıkan Türkler, 13 Kasım’da Fransa’yı rehin alır ve 130 ölü ve 413 yaralıya neden olan Paris saldırılarının emrini verir.

O dönem şöyle yazmıştım: « Ard arda gelen Fransız hükümetleri değerleri Cumhuriyet’le bağdaşmayan devletlerle ittifaklar kurdular. Fransız halkı adına gizli savaşlara dahil oldular ve sonra geri çekildiler. Başkan Hollande, Genelkurmay Başkanı General Benoit Puga, Dışişleri Bakanı Laurent Fabius ve Fabius’tan sonra bakanlık koltuğuna oturan Alain Juppé şimdi şantaj kurbanıdır. Ve bu şantajdan ancak ülkeyi neyin içine sürüklediklerini itiraf ettiklerinde kurtulabilirler » [1].

Dehşete kapılan Paris, acilen 2011 tarihli Juppé planına geri döner. Paris, Londra ile birlikte 20 Kasım’da Güvenlik Konseyinin 2249 sayılı kararı onaylamasını sağlar. IŞİD’le mücadele görüntüsü altında, Recep Tayyip Erdoğan’ın « kendi » Kürtlerini sürebileceği sözde Kürdistan’ın kurulması için Suriye’nin kuzeyinin ele geçirilmesini haklı gösterilmesi söz konusudur. Ancak ABD ve Rusya; Fransa ve Birleşik Krallığın Suriye’nin daveti olmaksızın müdahale etmesini önleyecek şekilde karar metnine küçük bir ekleme yaparlar. Bu durum 1956’da, İsrail ve Türkiye’nin desteğiyle Süveyş Kanalını işgal etmeye kalkan, ancak Amerika Birleşik Devletleri ve SSCB’nin kaşlarını çatması sonrasında geri çekilmek zorunda kalan, Fransız ve İngiliz birliklerin başarısızlıkla sonuçlanan sömürgeci harekatını anımsatıyor.

Rusların Suriye’ye müdahalesinin gerçekleştiği beş buçuk ay boyunca, Türk-Rus ilişkileri gittikçe daha da bozuldu. Sina Yarımadasında Metrojet’in 9268 sayılı seferine yönelik saldırı, Vladimir Putin’in Antalya’daki G20 zirvesi sırasında yönelttiği suçlamalar, Sukhoï-24’ün düşürülmesi ve Rusya’nın Türkiye’ye karşı uyguladığı yaptırımlar, IŞİD tarafından çalınan petrolü Türkiye’ye taşıyan petrol tankerleri filosuna ilişkin hava fotoğraflarının yayınlanması v.b. gibi. Rusya, Türkiye ile savaşa girmeyi göze aldıktan sonra, en sonunda daha kurnazca hareket etmeye ve Erdoğan yönetimine karşı PKK’yı desteklemeye karar verdi. Sergey Lavrov, diktatör Erdoğan’ı alaşağı etmek için Türkiye’nin yaklaşan istikrarsızlığından yararlanılması konusunda ABD’li mevkidaşını ikna etti. Aynı zamanda hem Rusya, hem de ABD’nin tehdidi altında kaldığının farkında olan Türk rejimi, kendisine yeni müttefikler aramaya çalışıyor. Başbakan Ahmet Davutoğlu, 5 Mart tarihinde Tahran’a gitmiş ve İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif 18 Mart’ta Ankara’yı ziyaret etmiştir. Ancak İslam Cumhuriyetinin iki büyük devletle ilişkilerini bozma niyetinde olmadığı görülüyor.

Vladimir Putin 14 Mart tarihinde, Rus bombardıman uçaklarının geri çekileceğini açıkladı, dolayısıyla sözde Kürdistan projesi yeniden mümkün hale geldi. Ancak Moskova ve Washington bir adım daha atarak PKK’ya dolaylı olarak silah tedarik etmeye başladılar.

Şanssızlık eseri, bu kez Avrupa Birliği Suriye’nin Kuzeyinin sömürgeleştirilmesini artık hiç istememektedir. Üye Devletlerin çoğunluğu, beş yıl önce Paris tarafından dayatılan ancak hiçbir başarısına tanık olmadığımız bir dış politikayı benimsiyor. Aralarında Belçika’nın da bulunduğu birçok Devlet, hoşnutsuzluklarını göstermek için Türkiyeli Kürt önderlerine siyasi sığınma hakkı tanıdılar. Ankara’ya yılda 3 milyar Euro destek verilmesini nihai olarak kabul etmek zorunda kaldıkları, 17 ve 18 Mart’taki AB-Türkiye zirvesi sırasında memnuniyetsizliklerini ortaya koydular.

Suriye karşıtı saplantılarından körleşen Avrupalı seçkinlerin 1938’de yaptıkları hatayı tekrarladıklarını ortaya koymuştum. O dönemlerde, anti-komünistliklerine esir olan Avrupalı seçkinler, Avusturya’nın ilhakı ve Südetler krizi sırasında (Münih anlaşması), daha sonra kendi gözlerini oyacak olan kargayı beslediklerini fark etmeden şansölye Hitler’i desteklemişlerdi [2].

AB-Türkiye zirvesi sırasında ve dolayısıyla burada alınan kararlardan bağımsız olarak, Cumhurbaşkanı Erdoğan, Çanakkale Savaşının (Osmanlı İmparatorluğu’nun İtilaf Devletleri karşısında kazandığı zafer) 101nci yıldönümü dolayısıyla ve birkaç gün önce Ankara’da gerçekleştirilen bombalı saldırının kurbanlarını anma amacıyla televizyonda bir konuşma yapar. Konuşmasında şunları söyler:

« Ankara’da patlayan bombanın şehrin göbeğinde terör örgütü yandaşlarına şov yapma imkânının sağlandığı Brüksel’de veya Avrupa’nın herhangi bir şehrinde patlamaması için hiçbir sebep yok (…) Buradan bir kez daha terör örgütlerine doğrudan veya dolaylı kucak açan, destek veren ülkelere sesleniyorum: Koynunuzda yılan besliyorsunuz, beslediğiniz o yılan her an sizi de sokabilir. Türkiye’de patlayan bombaları televizyon ekranlarından seyretmek size bir şeyler ifade ediyor olmayabilir; aynı bombalar sizin şehirlerinizde patlamaya başladığında bizim ne hissettiğimizi mutlaka anlayacaksınız. Ama o zaman her şey için çok geç olacak. Kendi ülkenizi hedef aldığında asla tahammül edemeyeceğiniz, izin vermeyeceğiniz faaliyetleri sırf Türkiye’ye yönelik oldukları için desteklemekten vazgeçin. » [3].

Dört gün sonra, Brüksel’de 34 ölü ve 260 yaralıya yol açan bombalı saldırılar gerçekleşir. Ve bunun bir rastlantı ve hatta kasıtlı bir eylem olduğunu düşünmeyelim diye, Türk basını ertesi gün Belçika’ya reva görülen cezadan dolayı büyük mutluluk duyuyordu [4].

Erdoğan’ın iç savaşı yeniden başlatmasından beri, Türkiye’de 3 500’den fazla insan öldü.

Çeviri
Murat Özdemir

Ürdün Kralı Türkiye’yi Avrupa’da cihada önayak olmakla suçluyor”, Tercüme Osman Soysal, Voltaire İletişim Ağı , 27 Mart 2016.

[1Fransa Cumhuriyeti rehin alındı”, yazan Thierry Meyssan, Tercüme Murat Karadeniz, Voltaire İletişim Ağı , 25 Kasım 2015.

[2Avrupa’nın Türkiye karşısındaki intiharı”, yazan Thierry Meyssan, Tercüme Murat Özdemir, Voltaire İletişim Ağı , 21 Mart 2016.

[3Cumhurbaşkanı Erdoğan AB’yi tehdit etti”, yazan Recep Tayyip Erdoğan, Voltaire İletişim Ağı , 18 Mart 2016.

[4Türkiye, Brüksel’deki katliamı üstleniyor”, yazan Savvas Kalèdéridès, Tercüme Murat Özdemir, Voltaire İletişim Ağı , 26 Mart 2016.